
İngiliz arkeolog Peter James, 1995 yılında geldiği Manisa’yı unutamadı. Spil’den çok etkilenen James, üç yıl sonra, Yunanlı arkeolog ve BBC ekibiyle birlikte, kitabını yazdığı kayıp kent Atlantis’i aramak için tekrar geldi.
Atlantis Manisa’da mı?

İngiliz arkeolog Peter James, 1995 yılında geldiği Manisa’yı unutamadı. Spil’den çok etkilenen James, üç yıl sonra, Yunanlı arkeolog ve BBC ekibiyle birlikte, kitabını yazdığı kayıp kent Atlantis’i aramak için tekrar geldi.
1995 yılının sıcak bir yaz günüydü… Her yaz olduğu gibi bu yaz da güneş ışınları Spil’in dik yamaçlarını yalayarak Manisa’nın üzerine bir ok gibi saplanıyordu. Değişik kıyafetli, buralı olmadığı her halinden belli olan bir yabancı, Manisalı dağcı Haydar Aksakal’ın başına dikildi ve “Niobe, Tantalos, Kibele ile Sülüklügöl’ü görmek istiyorum” dedi.
İşte Manisa’da Atlantis macerası böylece başlamış oldu.”
***
Hikayenin devamını Manisalı dağcı Haydar Aksakal anlattı:
“Yabancıyı bizim dağcılık kulübüne götürdük. Kulüpteki arkadaşlarla sohbete koyulduk. Yabancı, bizim arkadaşların dağcılık, arkeoloji ve daha bir çok alanda yaptığı sohbete hayran kalmış. Ertesi gün, genç dağcılarla birlikte Cüneyt’i de onun emrine verdim. Dört gün boyunca Cüneyt, yabancıyı Spil’de gezdirdi. Tabii bu gezileri sırasında bize hiçbir şey söylemiyordu. Biz de herhalde Manisa Dağı’nı çok sevdi, dolaşıyor diye düşünüyorduk. Neyse yabancıyı geçirdik ve bir daha da görmedik. Taa ki 25 Eylül 1998′e kadar…
Bir gün Londra’dan bir telefon geldi, telefondaki kişi adının Peter James olduğunu söyledi. Bir süre hatırlamakta tereddüt ettim ama “Spil’e çıkmıştık” deyince hatırladım; bizim yabancıydı.
James, bana Yunanlı arkeolog Nikos Kokkinos ve BBC televizyonundan iki prodüktör, Peter Getsel ve Uri Rodner ile birlikte Manisa’ya geleceklerini bildirdi ve kendilerine yardım edip edemeyeceğimi sordu. Ben de kendilerine yardıma her zaman hazır olduğumu söyledim.
Akpınar’dayız
25 Eylül 1998 günü beş kişi geldiler, oysa biz dört kişi sanıyorduk, meğer TRT’den arkeolog Semih Aközlü’yü de tercüman olarak almışlar. James bana Himalayalar dahil, dünyadaki birçok dağa çıktıklarını, prodüktörlerin de özellikle doğa çekimlerinde çok başarılı olduğunu ekledi. Ben de BBC gelmiş, bizim Manisalı dağcıları da çağırayım da dağcılarımız dünyaca tanınsın, diye düşünüyordum. Ama işin aslı öğle değilmiş.
James, elime kalın bir kitap tutuşturana kadar ne olduğunu anlayamamıştım. Kitabın adı: “Krallığın Çöküşü ve Atlantis’in Sırları Çözüldü” idi. James ile görüşmediğim süre içerisinde bu kitabı yazmış. Kitabın önsözüne göz attığımda, Manisa Dağcılık Kulübü’ne ve dağcılarımıza teşekkür ettiğini gördüm. Olayın arkası çorap söküğü gibi geldi. James’in buraya dağa tırmanmak için değil, kayıp uygarlık Atlantis’i bulmak için geldiğini anladım.
Yazdığı kitabın önsözünde Manisalı dağcılara teşekkür etmesi bizi ayrıca gururlandırdı. Herhalde yaptığı, İngiliz centilmenliği olsa gerek. O gece bir program yaptık, pazar günü onbir dağcı Akpınar mevkiine gittik. Akpınar’da çekimlere başladık. Yarıkkaya üzerinden Tantalos’taki Pelops tahtına çıktık. Kameramanın kullandığı kameranın ayakları çok ağırdı. Önder Kavas isimli arkadaşımız büyük bir zahmete katlanarak taşıdı.
Bunun kolay olduğunu sanmayın. Yarıkkaya’yı görseniz ne demek istediğimizi daha iyi anlardınız. Araştırma niteliğinde çok zevkli bir gezi oldu. Yarıkkaya’nın altında belirli bir süre onları takip ettikten sonra, ekibe yemek hazırlamak için ayrıldım. Başka bir yol üzerinden Sülüklügöl’e çıktık ve dağcıları beklemeye başladık. Dört dörtlük bir sofra hazırlamıştık. Ekipten üçünün vejateryen olduğunu öğrendik. Peter James, Peter Getsel ve Nikos Kokkinos…
Ama yaptığımız yemeklerin kokusu, doğanın güzelliği, yayla suyunun vermiş olduğu tad ve tabii ki yorgunluk, bu alışkanlıklarından bir an için vazgeçmelerine neden oldu.
Helikopter sıkıntısı
Güzel bir yürüyüşün ardından güzel bir uyku çekeceğimizi düşünürken, James bana yarın için bir helikopter bulup bulamayacağımızı sordu. Bir an düşündüm. Burası Amerika değil ki, bir telefonla helikopter ayağına gelsin. Olsun dedim, herhalde bir yolu vardır.
Helikopteri bulmalıydım. Çünkü Yunan hükümeti, Atlantis’in Santorino’da olduğunu ve orada araştırma yapmalarını salık vermiş. Kendilerine, helikopter dahil her türlü yardımı yapacaklarını vaadetmiş. Ekipte Yunanlı bir arkeolog olmasına rağmen onların hedefi Spil olmuş.
Pazartesi günü Manisa Belediye Başkanı Adil Aygül’e gidip durumu anlattık. O da Vestel Genel Müdürü’nü aradı. Bütün bunlar apar topar geliştiğinden konunun ne olduğunu onlarda pek anlayamadılar ama yine de bize yardım ettiler. Bu arada Ege Üniversitesi’nin değerli öğretim görevlilerinden Profesör İlhan Kayan da Manisa’ya davet edildi. Helikopter geldi, ben de yıllardır tırmandığım ve hayran olduğum Spil Dağı’nı helikopterden göreceğimi düşünerek ayrı bir heyecan duydum. Ama hevesim kursağımda kaldı. Çünkü helikopter dört kişilikti.
Benim Spil’i havadan görmem mi önemli, yoksa Spil’in bilim adamlarınca incelenip dünyaya tanıtılması mı, diye düşündüm. Hiç şüphesiz Spil’in dünyaca tanıması daha önemliydi. Helikopter yarım saat kadar dağın çevresini dolaştı. Ben de merakla aşağıda bekledim. Çekimlerden memnun kalıp kalmayacaklarını düşünüyordum.
Endişem boşuna çıkmıştı; BBC prodüktörü Peter Getzel, büyülenmiş bir halde helikopterden indi. “Nasıldı?” diye sorduğumda, İngilizce, “Wonderfull” yani “Harika” dedi. Bu belgeselin montajı bittiğinde, dünya ülkeleri BBC aracılığıyla Spil’i tanıyacak, bilimsel kanıtlarımız yeterli olursa, Atlantis’i bulabilirsek, belki de Manisa dünyanın en meşhur kenti olacaktı.
O konuştukça, çocukluğumun geçtiği güzel şehrim Manisa’nın geleceğini düşünüyordum. Arkadaşım, Manisalı ve Türkiyeli dağcıların önderi harika insan Manisa Tarzanı’na “Keşke sağ olsaydın da bu günleri görseydin” dedim içimden. O gün huzur içinde eve gidip günlerdir süren yorgunluğumun üzerine güzel bir uyku çektim.”
***************
Kozmik bir felaket mi deprem mi?

Atlantis’in Manisa’da olabileceği iddilarının ortaya atılmasının ardından Manisa’nın coğrafi konumuyla ilgili araştırmalar başladı. Kıtanın kozmik bir felaket veya deprem sonucu yokolabileceği öne sürülüyor.
Bugünkü bölümümüzde de Atlantis’in Manisa’da olduğu iddialarından bahsedeceğiz. Bu iddia henüz çok yeni. Londra Üniversitesi arkeologlarından Peter James de bu iddayı ortaya atan kişi. Atlantis Uygarlığı’nın olup olmadığını ya da varsa nerede olduğunu araştıran James, çalışmalarına Atlantis kelimesinin kökenini araştırmakla başlar. Bu soyağacı sonucunda da karşısına şu kelimeler çıkar:
Adaklar adanır
Tantalos, Pelops, Niobe ve Sypilos…
İlk olarak bunların nerede olduğunu araştırmaya başlar. Bu araştırmanın sonucunun Manisa’ya çıkacağı şüphesizdir. Çünkü bugün bile halk arasında Manisa Dağı’na Spil Dağı denilmektedir. Manisa’yı ziyaret edenler Ağlayankaya olarak bilinen yere uğrayarak Niobe taşına adak adamaktadırlar.
Tantalos’a gelince, Spil’in doğu ucunda muhteşem görünümlü Yarıkkaya’nın yakınlarında bir taht vardır ki, burada Tantalos’un mezarı ve Pelops’un tahtı bulunmaktadır. Arkeolog Peter James, iddiayı ortaya atarken bu noktadan hareket eder.
Son zamanlarda kendisini Atlantis’i araştırmaya adayan Manisalı dağcı Haydar Aksakal; Peter James’in Tantalos, Pelops, Niobe ve Sypilos gibi kendilerini Atlantis’in Manisa’da olabileceği fikrine götüren ipuçlarının haricinde başka ipuçları bulduğunu da iddia ediyor. Elbette Aksakal bir arkeolog değil ama elde ettiği bunca bilgiden sonra önesürdüğü fikirleri de yabana atılacak gibi değil. Şöyle diyor Aksakal:
Denizin altında
“Platon’un kitabını defalarca okuduk. Bu kitapta boğazlardan ve bu şehirde bulunan sütunlardan bahsediyor.
Boğaz kelimesi geçince insanların aklına Cebilitarık Boğazı gelmiş oysa burada öyle bir şey geçmiyor. İki tane gölden bahsetmiş Platon; bu göller burada mevcut, biri Salove Selde gölü, diğeri de bizim Sülüklügöl olarak bildiğimiz Tantalis Gölü.
Ayrıca meydana gelen bu kozmik felaket sonucunda Atlantis’in denizin altına gömülmesi var.
Liman kalıntıları
Diyeceksiniz ki, Manisa’da deniz ne arar. Oysa durum hiç de böyle değil. O günkü coğrafyayı ve jeolojik yapıyı düşünmek gerekir.
Bizim bir diğer savımız da şudur; Manisa Ovası bir zamanlar denizdi. Evet bu konuda da iddialıyız. Ama ne kadar önce denizdi, bu konuda kesin bilgimiz yok. Bu konuda ilginç şeyler yaşıyoruz. Geçenlerde Muradiye’de yapılan bir sondajda 50 metre aşağıdan midye kabukları çıktı.
Devlet Su İşleri’ne sorduğumuzda bu ovanın alivyonlardan oluşmuş dolma ova olduğunu ve bir zamanlar deniz olduğunu söylediler. Ayrıca Manisa’da biraz tarihe meraklı olanlara sorsanız size çok ilginç şeyler anlatacaklardır. Mesela Spil eteklerinde liman kalıntılarından bahsederler.
Dubalardan bahsederler. Eğer bunlar demirse bugüne kadar kalmalarına imkan yok ama taştan yapılmışsalar günümüze kadar kalmış olabilir. İnsanlar bunları söküp atmış olabilir, ama bu olay yıllardır yaşlıların ağzında söylenir durur. Bir diğer kanıt da şudur:
Dağın eteklerinde, surların yakınlarında bir top görürsünüz. O topun hemen yanında Tarzan’ın evi vardı. Maalesef o evi yıktılar, yani Tarzanın evine sahip çıkamadık ama bu surların dibinden hala midye kabukları çıkmakta. Manisa Ovası’nın bir zamanlar deniz olduğuna dair bilimsel kanıtlarımız yeterli ama ondan sonrası biraz zor tabi ki.
Arkeologların işi
Benim düşüncem Platon’un bahsettiği boğaz Menemen Boğazı olabilir. Denizi andıran dümdüz ova Menemen Boğazı sayesinde denize açılmaktadır. Zaten Gediz de sularını bu boğazdan geçerek denize ulaştırır. Atlantis kenti de burada meydana gelen kozmik bir felaket yada deprem sonucu yerle bir olmuş olabilir.
Elbette bu şehri bulmak arkeologların işidir. Bizim yaptığımız sadece bir Manisalı olarak onlara yardımcı olmak ve bu dağa yıllardır çıktığımız için rehberlik konusunda kendilerini yönlendirmektir.”
__________________________________________
Platon’un “yeryüzü cenneti” olarak tanımladığı kıtada
Erdemli insanlar yaşıyordu

Platon, ünlü diyaloğunda, Atlantis Uygarlığı’nın sadece teknik ve askeri alanda değil, her yönüyle mükemmel olduğundan bahseder. Özellikle de ahlaklılı olmak açısından.
Hoşgörülü ve aydınca düşünen kıta insanlarının en önemli özellikleri erdemli olmalarıydı. Altın ve ganimet onlar için sıkıntı verici şeylerdi, hatta adeta bu tür şeylere aşağılayıcı gözle bakarlardı.
Daha önce de belirtiğimiz gibi zaman içinde bu özelliklerini kaybetmişler ve bazılarına göre kozmik bir felaketle yok olmuşlardır.
Sulara gömüldüğü söylenen efsenavi adanın adı bazı kaynaklarda “Atalatis” veya “Atalantica” diye geçer. Atlantis efsanesine Platon, ilk kez “Timaio” adlı diyaloğunda değinir ve bu konudaki bilgilere kaynak olarak da Solon’u gösterir.
Solon’un bu bilgileri Mısırlı rahiplerin 9 bin yıllık tarihsel belgelerine dayanarak aktardığını da belirtir. Platon bu yapıtında Atlantis ordularının bütün Batı Avrupa ve Libya ülkesini ezip geçtiğini ama Atinalılar’ın gösterdiği direnç karşısında gerilemek zorunda kaldığını ve şiddetli bir deprem sonunda da Atlantis Adası’nın bir gece içinde sulara gömüldüğü anlatır. Platon’a göre bu olay M.Ö. 9600′de olmuştur.
Sulara gömüldü
Kritias adlı diyaloğunda Platon Atlantisle ilgili daha başka ayrıntılar da verir. Burayı bir yeryüzü cenneti olarak betimler. İdeal bir demokrasiyle yönetilen bu adanın krallarından Autokhton, “yerel kahraman” olarak söz eder.
Babaları Poseidon annelleriyse topraktan gelmiş insanlardan Euenor’un kızı Kleito’dur. Ada doğal ve yapay surlar, güzel konutlar ve yapay surlarla donanmış. Zengin maden yataklarıyla refaha ulaşmıştır. Halkın uygarlık düzeyi çok yüksektir. Ama giderek yozlaşan ahlak ve siyasal yaşam Tanrı Zeus’u kızdırır. Sonuçta Atlantis Zeus’un hışmına uğrayıp sulara gömülerek batar. Burada bir açıklama yapma gereği duyuyoruz. O da bize Atlantis hakkında bilgi veren kişi Platon’un kim olduğu.
Platon MÖ 427 – 348 yılları arasında yaşamış ünlü Antik Çağı filozofudur. Zorlu ve hareketli bir yaşamı olmuştur. Soylu bir ailenin çocuğudur, asıl adı Aristokles iken geniş omuzlu ve gögüslü olduğu için jimnastik öğretmeni tarafından Platon adının takıldığı söylenir. Esaslı bir eğitim görmüş, gençliği Atina’nın kültürce çok parlak bir döneminde rasladığı için kendisi üzerinde çok büyük etkisi olmuştur. Aynı zamanda bir sanatçı olan Platon, birçok edebi eser vermiştir. Ama anlatıldığına göre yazdıklarını beğenmemiş ve yakmıştır.
Yirmi yaşındayken tanıştığı hocası gene ünlü filozof Sokrates ile tanışması hayatının dönüm noktasını oluşturmuştur.
“Bildiğim tek şey hiçbirşey bilmediğimdir” sözüyle ünlü Sokrates’in yanından hiç ayrılmamıştır. Zaten eserlerinde de devamlı Sokratesi tartıştırır ve tartışmalarda hocasını haklı çıkarır. Platon’un yazdığı hemen bütün yapıtları hocası Sokrates’e duyduğu saygı ve sevginin belirtileriyle doludur.
Platon çeşitli seyahatler yapmıştır; Kuzey Afrika’ya gittiği bu yolculuğunda Mısır ve Kirene’ye uğradığı söylenir. Mısır’da Rahiplerden matematek astronomi öğrenmiş, gene Kirene’de matematikçi Thedoros’un yanında kalmıştır. Anadolu ve İran’ı da gezdiği söylenir ama bu seyahatleri çok şüphelidir.
Ancak Güney İtalya ve Sicilya gezileri gesindir. Hata bu dönemde düşünceleri nedeniyle az daha ölümden dönmüştür. Böylece Hocası Sokrates’in düştüğü akibetten kurtulmuştur. Hocası Sokrates düşüncelerinden dolayı yargılanmış eğer düşüncelerinden vazgeçerse idamdan kurtulacağı kendisine söylenmişti, ama Sokrates düşüncelerinden vazgeçmemiş ve idam edilmişti. Anlayacağınız Platon bu cesareti pek gösterememiş, ama meydana getirdiği eserler bugün; bilim, felsefe, tarih, edebiyat gibi bir çok alanda vazgeçilmez eserlerdir. İşte biz Atlantis’i bu eserlerinden biri olan Critias (Kritias) diyaloğunda görmekteyiz. Ancak burada Platon’un düşünce dünyasının nasıl bir yapıya sahip olduğunu görerek anlattığı bu hikayenin gerçeklik derecesini bir kritik edelim;
Platon idealist bir filozoftur. Tabii bu idealist kelimesini bugün anladığımız anlamdan biraz farklıdır. Platon dünyada varolan herşeyin ama herşeyin en mükemmelinin olması gerektiğine inanan bir düşünürdü. Örneğin dünyadaki atların en mükemmeli, herşeyiyle dört dörtlük bir tek at olmalıydı.
Gene, herşeyiyle mükemmel tekbir insan olmalıydı. Aynı şeyi devlet için de söyleyebiliriz; tek bir mükemmel devlet. Ancak bu mükemmeliyet bu dünyada olamazdı Platon’a göre mükemmeliyet başka bir yerde olmalıydı, belki de başka bir dünyada.
Gerçek olabilir mi?
Bu dünyadakiler o başka bir dünyada varolan mükemmelliğe ne kadar yaklaşırlarsa o kadar sağlıklı bir düzende yaşanabilirdi. Muhtemelen Platon işte bahsettiği Atlantis’i ideal devlete yaklaşmış bir devlet, yönetim biçimi olarak düşünmekteydi.
Yazdığı eserlerinde aktarmış olduğu Atlantis hikayesinin kendi düşünceleri etrafında ne kadar değiştirmiş olabileceğini tahmin edemiyoruz. Yani, atlantis öyküsünün gerçek olup olmadığını ya da öyküdeki gerçeklik payını bilemiyoruz. Zaten en büyük itiraz da gene çok ünlü filozof Aristoteles’ten gelmektedir. Aristoteles Platon’un öğrencisidir, ve Atlantis’in Platon’un düş gücünün ürünü olabileceğinden bahseder.
***************
Yunan mitolojisinin kayıp kenti Tantalis ‘ipucu’ oldu
Yunan tarihinde geçen kayıp kent Tantalis ile Platon’un diyaloglarındaki Atlantis arasındaki aşırı benzerlik, bu iki uygarlığın aynı olduğunu düşündürüyor. İngiliz arkeolog Peter James de, çalışmalarını bu düşünceye dayandırarak sürdürüyor.

Manisa’daki Spil Dağı efsaneleriyle bilinir. Birçok mitolojik hikayede adı geçer. Zaten Atlantis’in bu kentte aranmasında mitolojik olaylar ve antik kalıntılar etkili olmuştur.
Kayıp Uygarlık’ın izlerinin sürüldüğü tarihi kalıntıları ve efsanelerini göreceğiz. Ama önce Tantalos ve oğlu Pelops’un hikayesine ve bu hikayede adı geçenler için yapılmış yapılara değinelim:
Spil Dağı, Yunanlılar’dan önce burada yaşayanlardan geldiği sanılan Tantalos ve Pelops efsaneleri ile sıkı sıkıya örülmüştür. Bazı arkeologlar Tantalos ve Sipylos’un adlarının Hitit Kralları Tudhalia ve Suppiluliuma’dan aldıklarını ileri sürmektedirler.
Yunan kaynaklarında ise Tantalos, Phrygia Kralı olarak geçer. Sipylos ise çok eskilerden beri doğrudan Phrygia’ya özgüdür. Efsane de söyledir; Tantalos tanrıların sevgisini kazanmış bir kimseydi, bir gün tanrıları şölene davet etti. Tanrıların sezgi gücünü denemek amacıyla, oğlu Pelops’u kesti ondan güzel bir yemek yaparak tanrıların önüne getirdi.
Demeter dışında tanrıların hepsi Tantalos’un oyununu anladılar. Yitirdiği kızı Persephone adına yas tutan Demeter, farketmeden Pelops’un omzunu yedi. Tanrılar Pelops’u yeniden canlandırıp, Tantalos’u bu ya da başka davranışı yüzünden Hades’e gönderdiler. Cezası; sürekli susamasına ve bir gölün içinde bulunmasına karşın, içmek için eğildiğinde suların geri çekilmesiydi.
Öte yandan Tantalos’un oğlu Pelops’ta bir gün Sipylos’tan kovuldu ve Ege Denizi’ni geçerek adını ondan alan Peloponnesos’a gitti.
Beyaz kartallar
Manisa’lı olan Antik Çağ yazarlarından Pausanias bu efsaneyle ilgili şunları söyler: “Pelops ve Tantalos’un varlıklarına ilişkin izler bu güne değin kalmıştır ülkemde. Pelops’un tahtı, Tantalos’tan adını alan bir göl ve kolayca göze çarpan bir mezar” Pausanias diğer bir bölümde Sipylos Dağı’nda Tantalos’un mezarının ziyaret ettiğini, görülmeye değer bulduğunu ve Tantalos gölü üzerinde ak kartalların uçtuğunu anlatır.
Başka yazarlarsa bir zamanlar Sipylos’ta Tantalis veya Sipylos veya İdea adını taşıyan bir kent kurulduğunu, fakat kentin bir deprem sonucu yıkılmasından sonra burada bir göl oluştuğunu belirtirler. İkinci anlatım Aristoteles’e değin ulaşmış daha genç yazarlarca da yinelenmiştir.
Manisalı dağcılar Spil üzerinde uçan beyaz kartalları gördüklerini söylüyorlar. Ancak çok uzak oldukları için fotoğraflarını çekememişler. Beyaz kartallar bugün sadece Amerika’da vardır. Onların da sadece başları beyazdır. Eğer Antik çağ yazarı Pausanias’ın anlattığı doruysa ve bugün de bu kartallar bulunabilirse Spil Dağı açısından ayrı bir önem teşkil edecektir.
Eldeki veriler Tatalos kentiyle Atlantis’in aynı yer olabilecegi yönünde. Burada meydana gelen yok oluş da Atlantis’in hikayesiyle benzerlik gösteriyor. Tantalos kentinin Pelops tahtının nerede olduğuna dair spekülasyonlar da yok değil. Mesela bazı arkeologlar, Yamanlar Dağı’yla Spil’in aynı dağ olabileceğini, dolayısıyla bu kentin Yamanlarda da olabileceğini söylerler.
Pelops’un tahtı
Nitekim burada da Karagöl vardır. Ancak birçok delil Tantalos şehrinin bu gün bildiğimiz Manisa daki Spil’in doğu ucundaki yapılar olduğunu gösterir bize. Taş suretin yani Kibele tanrıçasının heykelinin bir kilometre kadar doğusunda bir kaya mezarı vardır ki bu halk arasında Kharalambos’un mezarı olarak bilinir. Halbuki bu bilgi yanlıştır; burası Pausanias’ın bahsettiği gibi Tantalos’un mezarıdır. Bunun anlamı Tantalos’un oglu Pelops’un tahtı da Spil’de demektir ki, biz bu tahtında resimerini zorlu bir tırmanışın ardından çektik. Tantalos’un mezarının yakınlarında Yarıkkaya denen bir muhteşem yapılı bir yer vardır. Bunun batısında da tehlikeli bir geçitten ulaşılabilen bir yerleşim yeri vardır. Burada dik bir kayaya oyulmuş taht çok büyük bir ihtimalle Pelops’un tahtıdır.
Atlantis’i Manisa’da arayanların iddiaları arasında Atlantis’in yok oluşuna neden olan depremin burada olduğu ve bu Yarıkkaya’nın oluşumunun yokoluşa kanıt oluşturduğudur.
Ama jeologlara göre Yarıkkaya’nın oluşumu şehrin yokoluşundan çok ama çok öncelere gitmektedir. Tabii bu kanıt Atlantis’in burada olamayacağını gösterse de efsanede anlatılan olay ve yokoluşun zaman içinde birbiriyle karışmış olabileceği de ihtimaller arasındadır. Her ne olursa olsun burada önemli bir yerleşim yeri vardır ve ortaya çıkarılmalıdır.
İki uygarlık arasındaki benzerlik şöyle:
|
***************
Bilim dünyası temkinli
Ege Üniversitesi profesörlerinden İlhan Kayan, Atlantis efsanesinin gerçek olduğuna ve Manisa Ovası’nda bulunduğuna inanmıyor. Yine de araştırmaların, hayallere kapılmadan ve önyargılı olmadan yapılması gerektiğini düşünüyor.

Dizimizin bugünkü bölümünü de, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü öğretim üyelerinden İlhan Kayan’ın görüşlerine ayırdık. Atlantis’in gerçek olup olmadığını ortaya koyabilmek için bilimsel kanıtların yeterli olmadığını belirten Prof. Kayan, konuyla ilgili şu bilgileri verdi:
“Manisa Dağı, bugün 1500 metre yükseklikte, özellikle kuzeyden bakıldığında dimdik yamaçlarla yükselen ihtişamlı bir dağdır.
Manisa Dağı’nı anlamak için jeolojik yapıyı şekillendiren başka olayların da bilinmesi gerekmektedir. Bunlar jeomorfolojik gelişim süreci içinde yerkabuğu hareketleri ve bilimsel olaylardır.
Üçüncü çağın sonlarından itibaren bölgede yerkabuğu, genel olarak yükselmiştir. Yer küre şeklinde olduğu için, bir bölümünün yükselmesi yüzeyde gerilmeye ve bazı bölümlerin çökmesine neden olur. Burada da Manisa Dağı yükselirken kuzeyde Manisa Ovası, güneyde Kemalpaşa Ovası çökmüştür. Ancak Manisa Dağı çok düzenli yükselmemiştir. Kuzey yamaçlarda yükselme daha çok olmuştur.
Manisa’nın doğusunda dikkati çeken başka bir jeomorfolojik özellik de yamaçlara dik uzanışlı faylara bağlı daha küçük şekillerdir. Yarıkkaya bunların en güzel örneğidir. Bu dar ve derin yarık, masif kireçtaşı üzerinde açılmıştır. Bu şekillenmede faylar kadar, kireçtaşının aşınma üzerindeki etkileri de rol oynamıştır. Örneğin kumlu killi anakaya üzerinde yamaçlar aşınma ile kolayca yatıklaşacağı için bu tür şekiller gelişemez.
Ancak kireçtaşı çatlaklı bir iç yapıya sahiptir. Bu çatlaklardan sızan sular taşı kimyasal olarak eritir ve derinlerde mağara ve galeri gibi erime boşlukları oluşur. Bunlar da yağmur suyunun buralarda daha çok dolaşmasına ve daha çok erimeye neden olur. Jeomorfolojide bu oluşuma “karstlaşma”, böyle meydana gelen şekillere de “karstik şekiller” denir. Erime boşluklarının mağaraların tavanlarında zamanla çökmeler de meydana gelebilir. Yarıkkaya içinde bunun örnekleri çoktur.
Normal vadi değil
Kuşkusuz, suların sızması için gerekli çatlaklar kırılma zonları (faylar) üzerinde daha yoğundur. Yarıkkaya da böyle bir zon üzerinde şekilenmiştir. Bir yandan yerkabuğu hareketleriyle yükselerek gerilen yüzeyde, masif kireçtaşı üzerinde çatlamalar olurken; bir yandan da buraya sızan yağmur suları bu zon üzerinde eriterek aşındırma yapmış, derinlerde erime oyukları mağaralar oluşmuştur. Bunların izlerini açığa çıkmış bölümlerini, önlerindeki daha yeni çökmeleri Yarıkkaya içinde görmek mümkündür.
Buna göre Yarıkkaya yüzey sularının akışıyla aşılarak açılmış normal bir dere vadisi değildir. Günümüzde yüzey sularının bu çukurluğa yönelmesi doğaldır. Ancak burada bugün dahi düzenli bir dere akışı olmadığı tabanda çakıl ve kumların bulunmamasından anlaşılmaktadır. Kuşkusuz selli yağışlarda buradan sular akmakta, ufalanmış taş parçalarını yıkayarak dışarıda ova kenarına taşımaktadır. Ancak bu düzenli bir dere akışı değildir.
Sonuç olarak Yarıkkaya, yerkabuğu hareketleriyle Manisa Dağı yükselirken, yüzeyinde meydana gelen gerilmelerle kireçtaşı anakaya üzerinde beliren bir çatlak zonunun, karstik işleniş ve su süpürmesiyle açılmış bir bölümdür. Bunun bir anda bir deprem sırasında açıldığını düşünmek abartılı olur.
Bölgede yakın jeolojik çağlar boyunca ve günümüze kadar devam ettiği belli olan yerkabuğu hareketleri, yerşekillerinin oluşumunda doğrudan etkilidir. Ancak bu tür etkilerin bir anda büyük yerşekilleri meydana getireceği beklenmemelidir. Hareketler devamlıdır, fakat zaman zaman duraklama ve hızlanmalar olabilir.
Nitekim, yer sarsıntıları devamlı olarak meydana gelmekte, fakat bunlardan çoğu ancak aletle kaydedilebilmektedir. Sadece arada hissedilenler deprem olarak nitelenmektedir. Bunların hepsi yeryüzünde şekillendirici etki yapmakla birlikte, bu etki genellikle gözle görülebilecek şekilde olmamaktadır. Çok büyük depremlerde meydana gelen yarıklar, ölçülen düşey ve yatay kayma veya yerdeğiytirmeler genellikle yamaç kayması gibi yerel özelliklerle de ilgilidir.
Veriler yetersiz
Yarıkkaya ile ilişkilendirilen Atlantis hipotezine gelince, bu konuda yapılan arkeolojik yorumları bir kenara bırakıp, konuya yerbilimleri açısından bakıldığında elimizdeki verilerin çok yetersiz olduğu dikkati çekmektedir. Yarıkkaya’nın bir anda açılması, suların fışkırması ovayı kaplayıp buradaki çok gelişmiş bir kenti yok etmesi gibi düşünceler doğal olayların kurallarına uymamaktadır. Ancak efsanelerde anlatılanlar doğa olaylarıyla ilgilidir. Çünkü insanların kafalarında şekillendirdikleri efsanelerin modeli doğal olarak gördükleri, yaşadıkları olaylardır.
Sadece efsanelerde bunlar abartılmış, biraraya getirilmiştir. Örneğin bölgede depremler de su baskınları da olağan doğal olaylardır. Aynı zamanda bunların ikisi birden de meydana gelebilir. Ancak böyle çok büyük olayların izlerinin, kanıtlarının bulunması gerekir. Efsanelere dayanarak senaryolar üretmek kolaydır, fakat kanıtları bulunmadığı sürece bunların gerçekle ilgisini kurmak, bilim ortamında yorumlamak mümkün değildir.
Bu konuda izlenecek en uygun yol, önce Atlantis’in ne olduğunu arkeolojik yönüyle öğrenmek, bununla ilgili neyin aranabileceğini ve neyin bulunabileceğini belirlemektir. Böyle bir yaklaşımın Peter James tarafından yapılmaya çalışıldığı görülmektedir. Bunun anlam kazanabilmesi için, Atlantis’e ait buluntulara ihtiyaç vardır.
Bunun için de madem ki bu kentin alüvyonlar altında kaldığı düşünülmektedir, öyleyse kuşkulanılan alanda çeşitli yöntemlerle yüzeyaltının araştırılması gerekir. Bu araştırmaya arkeolojik kazı ile başlanması için bir başlangıç verisi bulunmadığına göre önce işe delgi-sondaj ile birlikte jeofizik araştırmalarla başlanmalıdır. Bunun için Yarıkkaya ile Manisa arasındaki etek boyunca ovaya doğru sondajlar önerilebilir.
Kişisel görüşüm olarak Atlantis efsanesinin, efsanede anlatılan şekliyle gerçek olduğuna, bunun Manisa ovasında bulunduğuna inanmıyorum. Ancak bilimsel kanıtlara dayanmadan “vardır” demek ne kadar yanlış ise “yoktur” demek de o kadar yanlış olur. Birileri çıkıp ellerindeki yazılı kaynaklara (Platon’un anlattıklarına) dayanarak bir hipotez ortaya atıyor. Bunun araştırılmasını öneriyor ve bu büyük ilgi görüyor. Hayallere kapılmadan, önyargılı olmadan bunun araştırılması, sonucu ne olursa olsun insanların doğruyu öğrenip meraklarını gidermesi kuşkusuz yararlıdır ve gereklidir. Bunu sağlamak da bilimadamlarının görevidir. Bilgi ve bilimin merakla geliştiği ve gelişeceği unutulmamalıdır.”
Evet, bilimadamları bu konuda temkinli. Gelişmeleri herkes gibi onlar da büyük bir merakla bekliyor.
Manisa’nın efsanesi Tantalos’un kızı Niobe’nin acı kaderi
Manisa’daki Niobe (Ağlayan Kaya), burnu, çenesi, göz çukuru belirgin olan ve lüle lüle saçları arkasına doğru uzanan yaşlı ve üzüntülü kadın figürünü andırıyor
Tantalis ile Atlantis arasındaki normal ötesi benzerlikten bahsettik. Tantalis Spil yakınlarında ovada kurulduğu ancak yüzyıllar içinde taşınan alüvyonlarla yeraltında kaldığı sanılan kentir ki; iddiamız da bu kentin Platon’un bahsettiği Atlantis olduğudur.
Tantalis kentinin Manisa yakınlarında olduğuna dair elimizde pekçok kaynak vardır. Mesela Tantalos’un kızı Niobe’nin bugün de tarihçilerin bildiği ve hatta Manisalılar’ın bile kabaca olaydan haberi olduğu acıklı hikayesi anlatılır. Hikaye şudur; Tanrıça Niobe’nin yedisi kız yedisi erkek olmak üzere ondört çocuğu vardır. Yine bir Tanrıça olan Leto’nun sadece Apollo ve Artemis olam üzere iki çocuğu bulunmaktadır. Niobe doğurganlığıyla övünür ve hatta böbürlenir.
Niobe’nin bu tavrı ise Leto’yu kızdırmaktadır. Tanrıça Leto; çocuklarına durumu anlatır ve Niobe’nin cezalandırılmasını ister. Artemis ve kardeşi Apollon, Spil Dağı’ndan attıkları oklarla Niobe’nin çocuklarını öldürürler. Niobe çocuklarının başında ağlamaya başlar, artık o çocuklarının başında kalıp ağlamaktan başka bir şey istemiyordur ve Baştanrı Zeus’a kendisini çocuklarının başında taşa döndürmesini ister. Zeus da bu isteğini yerine getirir ve Niobe’yi Spil Dağı eteklerinde bir taşa çevirir.
Tantalos’un kızıydı
Niobe’nin Atlantis le ilgisine gelince, Niobe Atlas’ın ya da Tantalos’un kızıdır. Bu hikaye de Tantalos’ta olduğu gibi Manisa’da Spil Dağı’nda geçmektedir. Niobe efsanesinin Spil’de olduğunu bilmekteyiz. İşte bir örnek, Homeros şöyle diyor:
“Niobe kayaların üstünde duruyordu ki bu kayalar Spil Dağı’nın en ulaşılmaz yerinde yer alır. Yüzyıllar geçmesine rağmen kayalar hala görülebiliyor.” Niobe’nin Manisa’da Spil eteklerinde olduğunu gösterir başka delilleri ise yörenin yerlisi olan iki yazardan almaktayız, Pausanias ise aynı konu hakkında şöyle yazmıştır; Spil Dağı’na çıktığım zaman kendi gözlerimle gördüm; yakından bakıldığında yaşlı olsun ya da olmasın hiçbir kadın figürüne benzemeyen dik bir kayalıktan başka bir şey değildi; fakat biraz uzaklaşınca başı eğik bir kadın gördüğünüzü düşünüyorsunuz.”
Yine Pausanias’tan ikiyüz yıl sonra yazan İzmirli ozan Quintus Pausanias’ı destekler:
“Kütle uzaktan bakıldığında bir kadın figürünü andırır, ancak yanına gittiğinizde Spil’den kopmuş yüksek bir kaya olduğunu anlarsınız”
İşte bu sözler bugün Manisa’ya uğrayan yerli ya da yabancı birçok turistin bugün bilinen yerindeki Niobe kayasını, halk arasındaki deyimiyle Ağlayankaya’yı görmeye yönlendirmiştir. Burayı ziyaret edenler ilk bakışta farkedemeyebilirler, tam kayanın bulunduğu yerdeki Anfi’ye biraz çıkarlar ve kayaya yirmi metre uzaktan bakarlarsa yan bir sekilde durmuş, burnu çenesi göz çukuru ve kaşı belirgin olan ve lüle lüle saçları arkasına doğru uzanan yaşlı ve üzüntülü kadın figürünü farkedebilirler. İşte o kadın Niobe’dir.
***************
Bilim dünyasını ikiye bölen Atlantis Manisa ilişkisi Internete de girdi.
Kutay Çeliker, aslında bir pilot. Ancak tarihe duyduğu ilgi ve sevgi, onu başka hobilerle tanıştırmış. Manisa’nın ismini dünyaya duyurmak amacıyla Internet’te Atlantis sayfası açan Çeliker, gelişmelere olumlu bakıyor…

Amaç, Manisa’nın ismini dünyaya duyurmak. Bunun için en iyi yöntem de, iletişim harikası Internet…
Evet bundan böyle, dünyanın neresinde olursanız olun; “http://browse.to/atlantis”
adresini -Internetçiler’in deyimiyle- tıklarsanız, Manisa’da olduğu gündeme gelen Atlantis ile ilgili tüm bilgileri öğrenebilirsiniz.
Bu sayfayı pilot dostumuz Kutay Çeliker hazırladı. Çeliker, Internet sayfasını hazırlamaktaki amacını ve burada neler bulunduğunu şöyle anlatıyor:
“Yıllardır tanıştığım Haydar ağabeyim (Aksakal), üç ay önce başından geçenleri ve Atlantis’i bana anlattı. Bir Manisalı olarak çok heyecanlandım ve bunun mutlaka dünyaya duyurulması gerektiğini düşündüm. Hemen aklıma Internet geldi, çünkü Internet, günümüzde en iyi tanıtım aracıydı. Bunu meraklı insanlara ancak Internet aracılığıyla duyurabilirdik.
Tekrar çalıştığım yere, yani Antalya’ya döndüm. Bu işe pek vakit ayıramayacağımı düşünürken bir başka talihsizlik başıma geldi ve ayağım sakatlandı. Zorunlu tatil nedeniyle dinlenirken Manisa’yı ve Atlantis’i Internette sayfa açarak tanıtma fırsatı buldum. Yaklaşık iki hafta içinde İngilizce ve Türkçe olarak sayfamızı hazırladık.
Amblem olarak da Manisa tarzanını kullandık. Atlantis’i tanımak isteyenler ayrıca Manisa tarzanını ve Manisa’yı da tanımış oluyor. Tarzan sitesinden Atlantis sitesine geçmek için bir köprümüz var, buradan Atlantis’e geçmek mümkün. İlk karşısına çıkan şey; Atlantis kaşifi yazısıdır. Burada yaptığımız işin hiçbir ticari amaç gütmediğini anlatıyoruz. Atlantis konusu bildiğimiz gibi biraz göreceli bir kavram.
Birçok site var
Birçok filme konu olmuş, fantastik romanlara malzeme sağlamış. Bu nedenle Internette birçok Atlantis sitesi görebilirsiniz. Fakat biz bu sitede varolmayanı varmış gibi göstermekten özellikle kaçındık.
“Manisa Nerede” diye bir sitemiz var. Burada da Manisa’nın dünyada ve Türkiye’deki konumunu harita üzerinde veriyoruz ve Manisa’dan çeşitli fotoğraflar basarak Manisa’yı kabaca tanımalarını sağlıyoruz.
Bunun dışında bir mesaj bölümümüz var. Bu insanlarla bir fikir münasebeti sağlamak için yapıldı. Onların bize iletmek istediklerini önerilerini bu bölüm sayesinde öğrenebiliyoruz. Daha sonra Atlantis’i bize aktaran Platon’un Critias diyaloğunun konuyla ilgili olan bölümlerinin özetlerini bulabilirsiniz.
Yok eğer bu diyaloğun tümünü okumak istiyorsanız Platon’un “Bütün Critias” diyaloglarına bastığınızda hepsini İngilizce ve Türkçe olarak bulabilirsiniz. Burada bir de Atlantis’in tahmini haritası var. Bu sayfayı da gördükten sonra arkeologlarımızın ortaya attığı Atlantis’in Manisa teorisi okunabilir. Bu sayfada da Peter James’i buralara sürükleyen öyküyü ve Atlantis’in Manisa’da olduğu yönündeki tezlerini okuyabilirler.
Elbette Atlantis’in Manisa’da olduğuna dair teori henüz çok yeni. Daha önce de Atlantisle ilgili birçok teori ortaya atılmış. Her ne kadar gönlümüz Atlantis’in Manisa’da olmasını istese de, yanlılık olmaması açısından diğer teorileri de buraya aldık. Böylece okuyucular bir karşılaştırma yapma imkanına sahip olurlar.
Basında kayıp kent
Internete basında çıkmış ve çıkmakta olan haberlerimizi de veriyoruz. Ayrıca bize bu materyalleri sağlayan Peter James’ten gelen mektupları ve mesajları da yazıyoruz. Bir de bir daha bu siteye girmek isteyenler ve aynı sayfaya eklenen yenilikleri görmek isteyenler için bir sayfamız var. Kişi buraya tekrar geldiğinde bütün sayfaları tekrar görmek zorunda değil.
Çabamızı duyurmak için birçok yol var. Bu Türkiye tarihi, turizmi ve arkeolojisi açısından çok önemli bir konu. Vardır ya da yoktur o ayrı bir tartışma konusu. Basın, amacımızı duyurmamızın bir yolu. Dünyaya iletmenin en uygun yollarında biri de Internet. Elbette hemen yarın bunu bütün dünyaya duyurmak değil. Bizden sonra yapılacak çalışmalar için de ayrıca katkıda bulunmak amacındayız. Zaten bunu bilim çevrelerine bir kere yeterince duyurduktan sonra bu bizim boyutumuzu aşacak devletin işi olacak. Biz de bunu istiyoruz. Tanıtım bizim işimiz değil ki…
Bu arada bir şeyi daha farkettik. Haydar Aksakal, Manisa’daki Atlantis arama çalışmalarıyla ilgili Internet sayfasının adresinin yazılı olduğu onbin kart bastırmış. Geniş çevresi ve sempatik kişiliği sayesinde bu kartları dağıtarak Manisalılar’ı bilinçlendirmeye çalışıyorken bir de ne görelim. Hayatlarında Internetin ne olduğunu bile bilmeyen insanlar bu kartı merak edip Internete girmişler. Yani burada Internet kültürü de aşılıyoruz insanlara.”
Eğer http://browse.to/atlantis adresini açarsanız Internette bu bilgileri ayrıntılı bir şekilde görebilirsiniz. Konuyla ilgili gelişmeleri de merak ediyorsanız, orada bu yeniliklerin size bildirileceği bir mesaj bölümü var. Buraya e-mail adresinizi yazdığınızda Manisa’daki Atlantis çalışmalarıyla ilgili yeni bilgiler adresinize ulaşacaktır…
Bereket Tanrıçası Kibele’nin esrarı

Manisa’dan 7 km. uzaklıkta Turgutlu’ya yönüne giderken Atpınar mevkii denilen yerde çok güzel bir park vardır. Bu parktan dağa doğru bakarsanız bir kayaya oyulmuş Tanrıça Kibele’nin heykelini görebilirsiniz. Heykel muhtemelen Hititler tarafından yapılmış, daha sonra bu dini kültür ya da ayin veya gelenek Lidyalılarca da devam ettirilmiştir. Lidyalılar’ın bu heykelin başında ayinler yaptıkları ve bir dönem için nöbetçi diktikleri biliniyor.
Kibele’nin Atlantis ile ilgili önemini arkeolog Peter James anlattı: “Kibele’nin ters tarafında yer alan ve üzerinden geçtiğimiz bir alan hakkında paylaşmak istediğim bir şey var. Geri dönmüştük ve geçmişi tüm aşikarlığıyla ortada olan bir şey gözümüze çarptı. Bereket Tanrıçası Kibele doğrudan gölün yani şehrin gömüldüğünü tahmin ettiğimiz bir zamanlar varolduğu alana bakıyordu. Bunu 1890 yılında Perrot ve Chiprez tarafından hazırlanmış haritada görmekteyiz. Bu haritada bir zamanlar Niobe olduğu sanılan Kibele ve gölün doğusundaki Yarıkkaya Tantalos’un mezarı yer alıyordu.
Bu anıt heykel o dönemde heykelciliğin ne kadar mükemmel olduğunu işaret etmektedir. Yani oradan geçen birkaç çobanın yapabileceği iş değildir. Bu iş için emeğe, tam bir motivasyona büyük ve zengin bir topluluğa ihtiyaç duyulmuş olmalıydı. Peki o zaman bu insanlar nerede yaşıyordu? Binlerce mil uzaklıkta mı, yoksa bu anıtın hemen altında bu heykelin her gün gülümseyişini görerek mi?”
Kybele’yle ilgili başka bir bilgide vaktiyle Türkiye’yi katır sırtında dolaşmış ve bugün Türkiye’de bir çok antik kentin bulunmasında öncülük etmiş George E. Bean’in “Eski Çağda Ege Bölgesi” adlı kitabında Kibele’yi (Kybele) Tantalos’la bağdaştırır ve gördüklerini şöyle ifade eder: “Kibele heykeli kollarınıkollarını göğsünün üzerinde; ayaklarını iki tümseğin üzerine yerleştirmiştir. Bu tümseklerin iki dağı ya da tabureyi oluşturdukları şeklinde farklı yorumlar önerilmiştir. Dikdörtgen bir biçim göstermeleri ikinci olasılığı güçlendirir. Öte yandan nişin dışında, kayanın sağ tarafında bir çerçeve vardır. Birtakım bilim adamları çerçevenin içinde hiyeroglifle yazılmış bir yazının bulunduğunu ileri sürmüşlerdir. Ancak bu gerçekten varsa çözümlenecek durumda değildir. Hitit sanatında yüksek kabartma işlenmiş tam cepheden figürlerin ender görünmesine karşın genelde anıtın bir Hitit eseri olduğu kabul edilmektedir. Bu tanrıça daha sonraları Yunanlıların Kibele adıyla andıkları ana tanrıçadır.
Eserin Hitit özelliği taşıdığı, 1880 yılında A.H. Sayce tarafından ortaya atılmıştır” Üzücü bir konuyu da aktarmak isteriz sizlere bu heykel yüzyıllardır doğanın hışmına uğrayarak tahrip olmuştur. Ama doğanın yüzyıllarca süren bir süreçte yaptığı tahribattan daha fazlasını bizler yapmışız. Yüzyılımızın başında buraya gelen ve önünde fotoğraf çektiren bir gezginin fotoğrafına baktığımızda Kibele’nin başının daha belirgin bir şekilde görüldüğü farkedilmektedir. Ayrıca birileri bu heykele yazılar yazarak doğallığını bozmuştur.
Diğer teoriler
Santorini’de olabilir mi?
Yazar Peter James Atlantis’in Santaorini Adası’nda olabileceği teorisi ile ilgili olarak şunları söylüyor:
“Platon kendi fikrini geleneksel metaryele katarken hiçbir zaman toptan uydurma suçlamasıyla karşılaşmadı. Antik Atlantis’in 1960′larda jeolojik ilkelere ters düşmesi ile bazı bilgiler şanlı bronz çağı (Minoen) Crete uygarlığının ezberindeki hikayeye döndüler. M.Ö. 1500′de There (Santorini) volkanik adasının patlaması hem Minoen, hem de Mısır inanışına göre batıya doğru kayıp bir krallığın yok olmasındaki tertibin tarışılmasına sebep olmuştur.
Sıkı bir inceleme bu teoriyi çürütür. Platon Thera olayının volkanik bir patlama olmasına rağmen depremi ve seli kapsayan bir felaket tarif etmiştir.
Yunanlılar Creten Uygarlığı hakkında doğru bilgilendiler. Minoes Theseus ve Labirenteki Minotaur hikayelerinde anlatıldığı gibi bundan dolayı birincisi Crete hakkında Mısırlılar’da bilgi aldıkları ikincisi görünüşte tarif ettikleri kaynağın kabul edilmediği imkansız görülmektedir. 1980′lerde Minoen Uygarlığı’nın tera patlaması ile yok olduğu 1980′lerde günışığına çıktı. Atlantis esrarına yeni bir yaklaşımın tam zamanınydı.”
Belki de Platon’un beyninde
Beyin teorisi, Atlantis’in sadece Platon’un beyninde bir yerde olabileceği fikrini ortaya atıyor. Internette Atlantis sayfasını açan Kutay Çelik, beyin teorisiyle ilgili görüşlerini şöyle özetliyor:
“Manisa teorisi yanında iddialı bir diğer teori de Santorini teorisidir. Bu teorinin eksik yönlerini İngiliz arkeolog Peter James tek tek çürütüyor ama biz bu teoriyi savunanların fikirlerini ve savlarını buranın bir fotoğrafını da koyarak yazdık sayfamıza. Bir de beyin teorisi var. Bu da bizim fikrimiz. Platon’un resmini koyduk; yanına da bir beyin çizdik. Yani bunlar sadece bir ütopya da olabilir dedik. Burada biz ne kadar Atlantis’in Manisa’da olduğunu söylesek de ve inansak da sonuçta bu bir teori. Yanılabiliriz de.”
Tebrik yağıyor
Web sitesinde Atlantis sayfasını görenler, bunun Manisa için çok güzel bir gelişme olduğunu düşünüyor. Ve bu sayfayı açanlara teşekkürlerini, yine Internet sayfalarında dile getiriyorlar
Tebrikler
Thursday, 29-Apr-99 12:55:43
195.174.30.119 writes:
İlimize büyük bir hizmet olduğunu düşünüyor
ve başarılarınızın devamını diliyorum.
Ercan SEÇER
Explore Atlantis at Manisa
Manisa için HARİKA!
Thursday, 29-Apr-99 10:25:14
212.29.75.109 writes:
Manisa’yı, Türkiye’ye ve dünyaya farklı yönleriyle tanıttığınız için bu web sitesini yaratanlara teşekkür ediyoruz. Manisa 2000 Gazetesi olarak sonuna kadar destekçiniz olacağız. Başarılarınızın Manisa için sürmesi dileklerimizle…
Manisa 2000 GAZETESİ
Mükemmel…
Saturday, 24-Apr-99 08:23:26
212.57.9.2 writes:
Merhaba…
19 Nisan’da Manisa’ya Atalanı’na gelmiştik.
Sizin sayfanızdan orada haberim oldu. Dönünce ilk işim sayfanızı ziyaret etmek oldu. Gerçekten mükemmel üstü bilgiler içeren bir sayfa. Daha önceden bu bilgilere sahip olsaydım eminim daha bilinçli bir gezi olacaktı ama bu tekrar gelmem iç in bir vesile oldu. En kısa zamanda tekrar geleceğiz.
Size başarılar dilerim. Manisa gerçekten mükemmelmiş. Doğası, insanları tarihiyle bir bütün güzel bir şehir.
Sitenize Spil haritası koymayı düşünüyor musunuz?
Sanırım bu güzel bilgi arşivini uygulamak için çok önemli bir araç olur.
iyi çalışmalar. Hoşçakalın…
Kadir UZ
Çok Güzel
Wednesday, 31-Mar-99 12:56:32
212.57.12.82 writes:
Atlantis hakkında elektronik ortamda da bilgilere ulaşabilmek çok enteresan bir deneyim oldu. Gelişmeleri takip ediyor ve bu konuyla bire bir ilgilenen herkesi tebrik ediyorum…
Saygılarımla
İpek E. AKARÇAY
***************
Kanıt bulunursa fon da sağlanacak
Manisa’da Atlantis aramaları için fon oluşturulması çalışmaları sürüyor. Bunun için bilimsel kanıt bulmak gerekiyor. Usta dağcı Haydar Aksakal’a göre, Atlantis, Manisa’nın dünyaya açılan kapısı olacak..

Daha önceki bölümlerimizde değindiğimiz Platon’un Critias diyaloğunda anlattığı Atlantis şehrinin Manisa’da olduğu fikri doğruysa, kelimeler üzerine yapılan incelemeler bizi Tantalos, Niobe ve Pelops gibi isimlere götürüyor. Tabii bunlar linguistik araştırmaların sonucu. Önemli olan Çanakkale-Truva’nın bulunması gibi Manisa’daki Atlantis’in ortaya çıkarılabilmesi…
Şunu da söyleyelim ki bu çalışmaların hiçbiri boşa gitmeyecek. Çünkü Spil zaten efsanevi bir dağ. 1888 yılında basılmış Karl Human’ın Spil’deki Tantalos Kalesi adlı kitabında, bu dağ için şöyle yazıyor:
“Hiçkimse Spil’i yakından tanımaz, diğer çoğunluksa Manisa’dan ve bulundukları yerlerden gökyüzüne ve o sıra dağlara bakarlar ve orada hayati belirtilerin bulunduğunu bilmezler…”
Spil’in sadece bir dağ olmadığını unutmamak gerek. Başka şeyleri de içinde barındırıyor.
Burada Magnesia At Spilum vardır. Magnesia At Maindros’da kazı çalışmaları yapılırken onun kadar ve hatta daha önemli olan Magnesia At Spilum’da, yani Spil Manisası’nda hiçbir kazı çalışması yapılmamıştır. Burada yapılacak çalışmaların arkeolojimize şüphesiz faydası olacaktır.
Ama bir de Atlantis Manisa’da olduğu kesinleşir ve bulunursa! Bundan sonra olacakları bir hayal edelim. Hayal edelim çünkü ancak bu araştırmaları böyle motive edebileceğiz. Yoksa bunlar toprağın altında bir gizem olarak kalmaya devam edecek.
Fon kurulmalı
İşte bu gizemi aydınlatmak ve bizim neslin gözlerinin önüne sermek için çabalayan ve hatta büyük bir hevesle çalışan Manisalı dağcı Haydar Aksakal çabalarının sonuçlarını alacağına inanıyor:
“Bu araştırmaların başlaması için Arkeolog Peter James Londra’daki araştırma fonlarına müracaat ederek, böyle bir fonun Manisa’da kurulup kurulamayacağını bize soruyor. Buranın kanunlarının nasıl olduğunu bilmediği için bizden yardım istiyor. Tabii biz de böyle fonun kurulmasını istiyoruz. Bunun için de Manisa Organize Sanayisi’nde bulunan fabrikalarla irtibata geçtik.
Ancak kendilerine ulaşamadık. Yönetim merkezleri İstanbul’da olduğundan burada böyle bir fon oluşturmak oldukça zor. Bunun için de kesin kanıtların peşindeyiz. Bu kanıtlar bulununca işimiz kolaylaşacak. Bunun önemini anlatmak çok zor. Ama başardıktan sonra Manisa’yı hayal bile edemiyorum.
Neler yapılabilir?
Yapılması gereken çok şey var. Gerek turizm için gerekse insaniyet namına. Bereket Tanrıçası Heykeli Kibele’nin etrafı yüzyıllardır temizlenmediği için çalılıklarla kaplanmış. Önce bunlar temizlenmeli. Türk ziyaretçilerin Ağlayankaya adıyla bildikleri Niobe’nin çevresi rezalet, berduş yatağı olmuş. Yapılan anfitiyatro şarap şişeleri ve pislikle dolmuş, ki bunlar Manisa’nın en önemli tarihi yerleridir.
Gölün adı değişti
Atlantis devletinin ya da şehrinin muhtelif bölümlerinin burada olduğunu tahmin ettiğimiz Yarıkkaya başlıbaşına bir doğa harikası. Bu dağın dünya dağcıları tarafından hala daha keşfedilememiş olmasını bir türlü anlayamıyorum. Buraları adeta profesyonel dağcıların kaya tırmanışı yapmaları için biçilmiş kaftan. Ama suçu kendimde arıyorum, bu dağı ne kadar tanıtabildik ki. Buraya gelmek isteyen insanlar şu haliyle Tantalos’un tahtına çıkamazlar, ancak dağcılarla çıkabilirler. Çünkü tehlikeli, Yarıkkaya’da öyle. Elbette rehber almalarında fayda var. Burada birçok mağara var ve bu mağaralar henüz incelenmemiş. Tabii hazine avcılarının dışında, onların da nasıl incelediklerini takdirlerinize sunuyorum. Su sarnıçları görmekteyiz. Bunların içi toprakla dolmuş, bunlar temizlenebilir. Yarıkkaya’nın üzerinde Sülüklü Göl var. Atık biz bunun Sülüklü Göl olarak adlandırılmasını istemiyoruz. Burası tarihi Tantalos Gölü’dür. Adını resmileştirmek için Milli Parkın müdürüne başvurduk.
Buraya Tantalos Gölü diye bir tabela koymayı düşünüyoruz. Tantalos Gölü’nün biraz daha üstünde, dağcıların deyimiyle Dulkadın Çeşmesi yakınlarında yerlerde kiremit ve tuğla kalıntıları bulduk bunlar şehrin kalıntıları olabilir. Düşünün bir kere Sart harabelerinin yaklaşık 100 yıl önce çekilmiş fotoğrafı var elimizde, bu fotoğrafa bakıldığında o iki büyük sütunun ancak üstü toprak üzerindeydi.
Küçük delliller
Koca Sardes şehri toprak altındaydı, buraları kazılar sonucunda günışığına çıktı. İşte bizim de bulduğumuz bu parçalar ancak küçücük ama çok önemli delillerdir.
Manisa’yı hep mesiriyle tanıtmaya çalıştık halbuki bununla yetinmemeliydik. Mesir senenin bir günü buraya ilgiyi artırır, oysa arkaik dönemlerin dünyasının keşfi insanlığın tarini bile etkiler. Biz bunların hepsini bir bütün olarak görüyoruz, Tarzanıyla, doğasıyla Osmanlı dönemi yapılarıyla ve de -arkaik dönem- yapılarıyla.
Bu çalışmalarda ne kadar çok heyecanlansak da duygularımıza kapılmıyoruz. Biz sadece bir varsayımı araştırıyoruz. Elde ettiğimiz kanıtlar başaracağımızı gösteriyor. Bu işe girişirken de arkeolog Peter James’in ısrarlı mektuplarını ve fakslarını ciddi bir şekilde inceledik. Buralarda 19. yüzyılda bile araştırmalar yapılmış. Birçok gezgin buraya gelmiş ve buralarda gravürler çizmişler. Biz bugün elimizdeki teknolojik imkanlarımıza rağmen bir şey yapamazsak yazıklar olsun bize.”
Basında Atlantis
Uygarlığın kayıp kenti Atlantis’i arama çalışmaları, yerli ve yabancı basında da çeşitli haberlerle yer aldı. İşte Yeni Asır, Sabah ve ünlü Alman gazetesi Der Spielberg’in Atlantis’le ilgili haberleri:

“Atlantis, Spil Dağı’nda” iddiasını ortaya atan İngiliz araştırmacı Peter James, Atlantis’in Manisa’da aranması için Londra’da araştırma fonlarına başvurduklarını belirtti.
Çanakkale Truva’da, kayıp kent Atlantis için yapılan 250 sondaj çalışmasını yöneten Ege Üniversitesi Coğrafya Fakültesi Jeomorloji Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlhan Kayan, Spil Dağı ve Yarıkkaya’nın ve Gediz Ovası’nın oluşumu ile ilgili olarak Doç. Dr. Ertuğ Üner, Yrd. Doç. Dr. Mahmut G. Drahor ve 20 öğrencisi ile birlikte yaptığı incelemede, önemli bulguların yer aldığı Spil’de araştırma sonucunda kayıp kent olan Atlantis için sondaj yapabileceklerini söyledi.
Konumu değişecek
Öte yandan Manisa’da araştırma yapmak için fon kurulup kurulmayacağını öğrenmek isteyen Peter James, kayıp kentin burada bulunması halinde kentin dünya üzerindeki konumunun bir anda değişeceğini de belirtti.
Aksakal ise Spil Dağı’nın hem mitolojiden hem de antik çağla ilgili birçok bulgunun yeraldığını, Meryem Ana’nın da asıl kaldığı tapınağın burada olduğunu, Tantalos mezarlığı ve tapınağının da burada olmasının iddiaları kuvvetlendirdiğini söyledi.
Aksakal, sondaj çalışmaları için Manisa’daki resmi kurumlara müracaat edeceklerini ve İngiliz araştırmacıların da bu yaz kente yeniden geleceklerini de sözlerine ekledi.
Yeni Asır
Cumartesi, 6 Şubat 1999
“Atlantis avı”
Federal Jeolojik Araştırmalar Merkezi uzmanları, birkaç gün içinde Çanakkale’ye gelip, kayıp uygarlık Atlantis’i arayacak.
Merkezi Almanya’da bulunan Federal Jeolojik Araştırmalar Merkezi’den (BGR) bir grup bilimadamı, batık kent Atlantis’i Truva’da aramak üzere önümüzdeki günlerde Türkiye’ye gelecek.
Truva’da mı?
Atlantis’in, Truva’nın denizden giriş kapısı sayılan tepenin altında bulunduğunu ileri süren İsviçreli Prof. Dr. Eberhard Zangger ve BGR’dan bir ekip, 8 gün araştırma yapacak.
Atlantis’in Türkiye’nin kuzey batısında olduğunu saptayan BGR uzmanları, beraberlerinde getirecekleri mannetometre ve gama ışınları veren dedektörlerle Çanakkale’yi bir uçtan bir uca arayacak. “Atlantis kesinlikle Truva’da” tezini ortaya atan ekibin yaptığı çalışmalar geçtiğimiz günlerde dünyaca ünlü Alman Der Spiegel Dergisi’ne kapak olmuştu.
sabah
Peter James Kimdir?
Üçüncü kitabını yazdı
İngiliz arkeolog ve araştırmacı yazar Peter James, Atlantis’in Manisa’da olabileceği fikrini ortaya atarak bilim dünyasını karıştırdı
Atlantis Uygarlığı’nın Manisa yakınlarında olduğunu söyleyerek bilim dünyasının dikkatini Manisa’nın üzerine çeken Peter James, 1952 Wimbledon doğumlu.
Antik çağ tarihine ilgisi çocukluk çağlarında başladı. Birmingham Üniversitesi arkeoloji bölümünde eğitim gördü.
Sürekli araştırıyor
Henüz öğrenciyken Türkiye’ye gelerek Hitit ve Frigler’e ait birçok anıt ve şehri dolaştı. Üniversiteden mezun olduktan sonra, Londra College Üniversitesi’nde antik çağ tarihi üzerine araştırmalarına devam etti.
Düşüncelerini çeşitli konferanslara katılarak dile getirdi.
Birçok bilimsel yazıya imza atan James, dünyaca ünlü arkelogların eserlerini okuyarak bu konuda kendisini geliştirdi. “Karanlık Yüz Yıllar” adlı ilk eserini Dr. Nikos Kokkinos ile birlikte hazırladı. İkinci kitabı ise antik çağdaki buluşları anlatan “Antik İcatlar”…
James’in bilim dünyasını şaşırtan son kitabı da Krallığın Çöküşü adını taşıyor.
Belgeleri var
Bu kitapla çocukluk arzularına geri dönen James, Platon’un diyaloglarında adı geçen Atlantis’in bir masal olmadığını, bunda çok önemli bir gerçeklik payı olduğunu belgelerle kanıtlıyor. Bu bağlamda Manisa’nın da gelecekte çok önemli bir turistik kent olacağına inanıyor.
***************
Bir zamanlar mitos olarak nitelendirilen Truva da hayal ürünüydü
Bundan iki yüz yıl önce Çanakkale-Truva da Atlantis’le benzer bir kaderi paylaşıyordu. Gerçek mi, hayal mi derken; araştırma tutkusu yüksek arkeolog Schilemann’ın yılmayan çabaları sonucu Truva kenti ortaya çıktı.

Her hayalin ardında bir gerçek yatar, burada önemli olan hayalle gerçeğin buluşturulabilmesi… Acaba anlatılan efsanelerin ne kadarı gerçektir. Bu destanlar ya da efsaneler kayıp şehirlerin ya da uygarlıkların bulunmasında ne kadar yaralı olabilir.
Şüphesiz ki bilim, tecrübe ve gözleme dayanır, özneli değil gerçeği arar. Dolayısıyla da tutucu olur. Zaman zaman bu tutuculuğun zararlarını da görebiliriz. Ama bazen bir tutkunun peşinden hareket ederek tarihi arkeolojik keşifler yapanlar vardır. Bunların en ilginçlerinden birisi de Alman arkeolog Schliemann’dır. Çocukluğunda Truva destanını babasından dinledikten sonra bunun gerçek olduğunu ispatlamak için tam kırk yıl beklemiştir.
Halbuki o tarihten bir yüzyıl kadar önce geleneksel arkeoloji, “Truva diye bir yer yoktur, Truva bir mitostur” görüşünü savunuyordu. Schilemann’ın babası fakir bir papazdı. Yedi yaşındayken babasının verdiği bir tarih kitabındaki alevler içinde yanan bir Truva resmi hayatı boyunca belleğinde kaldı ve Homeros’un şiirlerinin tarihi bir temele dayandığına olan coşkular inancını hep besledi.
Gemilerde kamarotluk muhasebecilik yaptı. Çok iyi bir hafızası, dil öğrenmeye karşı doğuştan bir kabiliyeti vardı. Sekiz dil, bazılarına göre ise onüç dil biliyordu. Bunların arasında Türkçe, antik ve modern Yunanca da vardı. 1868′de Yunanistan ve Anadolu’da bir gezi yaparak Homeros’ta adı geçen yerleri dolaştı. O sırada genç bir Yunan öğrenci olan Sophia ile evlendi. 1871′de ise kazılara başladı, 1873′te bazı sur harçalarına rasladı. Altın eşyalardan oluşan bir hazine buldu. Bu hazinenin Kral Priamos’a ait olduğunu farketti ve Homeros’un Truvasını böylece gün ışığına çıkarmış oldu.
Rehbersiz çıkmayın
Yedi gün boyunca bu sayfalarda Atlantis’in Manisa’da olabileceği iddialarını ve bu konuda yapılan araştırmaları okudunuz. Bütün bu bilgilerden sonra, Spil Dağı’nı ve Atlantis ile bağlantısının olduğunu iddia ettiğimiz bu antik yapıları görmek istiyorsanız, kendinize iyi bir plan yapmalı ve dikkatli olmalısınız. Çünkü göreceğiniz yerler Spil’in en sarp yerleridir. Bu yüzden yanınıza rehber almakta fayda var. Biz de böyle yaptık. Manisa Dağcılık Kulübü’nden Önder Kavaş rehberliğinde antik kalıntıların olduğu yerleri dolaştık.
Ve bu bölgeyi çok iyi bilen Kavaş’a, nasıl bir yol izlememiz gerektiğini sorduk. İşte cevabı:
“Akpınar mesire yerinin 500 metre ilerisinden Yarıkkaya’ya girerek Pelops tahtının olduğu platoya ulaşabilirsiniz. Burada dikkat etmeniz gereken konu Pelops tahtına giderken bir bogaz vardır, bu boğazı bulmanız gerekir. Eğer bu boğazı bulamazsanız tahta da çıkamazsınız.
Buradan ancak profesyonel dağcılar, daha doğrusu kaya tırmanıcıları çıkabilir. Platoya çıktıktan sonra az ileride tarihi sarnıçlarla karşılaşır ve tahtın nasıl bir şey olduğuna dair hayal kurmaya başlarsınız. Şu anda toprak üzerinde görünen dört sarnıç kalmıştır. Buradaki duvarlarda el yapımı oymalar görürsünüz, ancak bu oyma odalar zaman içinde tahrip olmuştur.
Kazı yapılmadı
Şimdiye kadar burada ciddi anlamda hiçbir kazı yapılmadı ama buraları defineciler bol bol tahrip etti. Kazma kürekle yetinseler iyi, bir de dinamitlerle patlattılar. Tahtın arkasından inmek için yaklaşık 15 metre yüksekliğinde kayadan iplerle kaya inişi yaparak aşağıya inebilirsiniz.
Pelops’un babası Tantalos’un mezarını görmek isteyenler ise Manisa Turgutlu karayoluna ulaşıp Ilıca’ya gelmeden sağdaki patikaya girecekler. Buradan 100- 150 metre kadar patika takip edilirse Tantalos’un kaya mezarına ulaşılır. Yani mezar tahtın yaklaşık bir kilometre doğusunda kalır.
Bugün adına “Tantalos Gölü” dediğimiz Sülüklügöl’e gitmek için de iki rotamız var:
Eğer Pelops tahtından ilerlerseniz yaklaşık 1.5 saatlik bir yürüyüşle göle ulaşabilirsiniz. Burada da tarihi yapılar sizi karşılayacaktır, göle gelmeden beşyüz metre önce göreceğiniz sürülmüş tarlalarda kiremitler, tuğlalar, kesilmiş taşlar buralarda eski bir yerleşim yeri olduğunun izlerini verir. Atlantis’in bir parçasının ya da Atlantis’e bağlı kentlerden biririn burada olma ihtimali vardır. Çünkü Sülüklügöl ya da yeni adıyla Tantalos Gölü çevresinde yerleşim yeri olabilecek geniş düzlükler vardır. Burası su sorunu olmayan çevreden gelecek düşman saldırıları içinde oldukça korunaklı bir platodur.”
Yunanlı Veroniki’de mesaj var
Yazı dizimizi okuyan okurlarımız; konuyla ilgili görüşlerini telefon ve faks aracılığıyla bizlerle paylaşıyorlar. Bunlar arasında Yunanistan’dan gelen bir mesaj da var. Maria Veroniki adlı genç bir okurumuz, Atlantis ile ilgi li çalışmalar hakkındaki düşüncelerini şöyle anlatıyor:
“Arkadaşlarınızla birlikte yürüttüğünüz çalışmalar Kayıp Uygarlık Atlantis için çok önemlidir. Bu konuyla ilgili fazla bir bilgim yok. Ancak Spil Dağı ve Manisa hakkındaki yazılarınızı çok ilginç buldum ve bu teoriyi ilk defa duydum. Duyar duymaz da hemen haritaya sarıldım. Manisa’nın ve Spil’in yerini buldum. Atlantis düşüncesinin bir kayıp kıta ya da uygarlık olduğunu ilk kez Platon söylemiştir. Söylenceye göre burada; mucizevi bir refah düzeni, ilerlemiş bir teknik bilgi, barış içinde bir topluluk vardı. Fakat zaman içinde bu düzen çürümeye başladı. Bunun üzerine Tanrılar bir depremle bu uygarlığı yerle bir etti ve denizin dibine gömdü. Tabii bu efsane basit bir ahlaki öğreti için icat edilmiş olabilir. Fakat şu unutulmamalıdır ki, tarihte söylenenler, günümüzde dahi bazı uygarlıkların ya da şehirlerin bulunmasında delil olarak kullanılabiliyor ve arkeoloji açısından son derece önemli olabiliyor.
Atlantis teorisi onları da etkiledi
Platon’un Critias diyaloğunda bahsettiği; ahlakıyla, kültürüyle, tekniğiyle yüksek uygarlık düzeyine erişmiş kayıp uygarlık Atlantis, kendinden sonraki çağlarda birçok düşünürü, yazarı ve politikacıyı etkilemiştir. Platon’un Atlantis teorisinden etkilenen yazarlar ve düşünceleri şöyle:
“Guliver’in Seyahatleri” adlı eseriyle döneminde dolaylı olarak da olsa halka birçok mesaj veren eseriyle J. Swift’i görmekteyiz. Kitabında, çıkarcılığın kötü niyetliliğin insanlığı kurtuluşa eriştiremeyeceğini açıklamaya çalışmıştır. İnsanların ihtişamların altındaki zavallılıklarının, düzenbazlığının geçerli sayıldığını ve nişanlarla, ünvanlarla takdir gördüklerini açıklayarak tıpkı Platon’un diyaloğunda bahsettiği Atlantis gibi her yönüyle mükemmel bir devlet oluşturmuş ve İngiliz sosyetesini yerden yere vurmuştur.
Fransis Bacon
İngiliz Freancis Bacon, tanınmış bir hukukçuydu. Devlet yönetimi hakkında uzun bir öğrenim devresi geçirmişti. Babası ölünce avukatlığa başladı. 1584′te parlementoya girmiş kısa zamanda Adalet Bakanı oldu.
Bacon geleceğin yeni devirlerini bizlere müjdeleyen ileri görüşlü bir insandı. Geçmiş ve eskimiş sistemlerin yıkılmasını istemiş, fikir ve bilgide başarıya, güvenli yeni sistemler kurulmasıyla ulaşabileceğini savunmuştur. “Yeni Atlantis” adlı kitabında adı geçen Atlantis daha çok onun şahsi ideal ve hayallerinin ürünüdür. Bacon’un ümit ve ülküsünün ifadesi olan ve modern bilimin ruhunun doğduğu o devri en iyi şekilde temsil eden bu eserde, Bacon’un hayal ettiği şeylerin hepsi keşfedilmiş ve bugün fen ve sosyal bilimler kendisinin tahmin edemeyeceği kadar ileri gitmiştir.
More’un ütopyası
İngiliz hümanistleri arasında bir dahi olan More, mükemmel bir aydın, avukat, yargıç, yazar, teolog, yasa ve toplum düzeni savunucusudur. “Ütopia” adlı kusursuz devlet şeklini öneren eserini 1516′da Latince yayınlamıştır. More Platon’dan oldukça etkilendiği halde onun otoriter devletinin aksine sınıfsız, demokrat, yurttaşının mutluluğunu sağlayan düzenli bir devlet şeklini öneriyordu. More, önsezileriyle gelecekte olacakları Bacon gibi tahmin etmekteydi.
Kültür ve araştırma Vakfı kurulmalı
Bugün, Peter James’in araştırmaları Atlantis ya da Tantalos şehrini şimdi toprakla dolmuş olan Saloe Gölü civarında olduğunu gösteriyor. Saloe Gölü’yle ilgili bilgileri antik çağ yazarı Pausanias’tan aldığımızı yazmıştık. Pausanias; bu gölün içinde ve çevresinde antik şehir kalıntıların bulunduğunu söylüyordu. Ancak bu göl toprakla dolarak arazi haline geldi. Nasıl ki Efes ve Milet bir zamanlar deniz kenarında bir liman kentiyken, zamanla alüvyonlarla dolmuşsa; bu şehir de bugün toprak altında kalmıştır.
Ama bunun, toprağın ne kadar altında olduğunu bilemiyoruz. Almanya Bilimler Akademisi’nde bulunan elektromanyetometre ile Mısır’da üçbin sene önce yok olan bir şehrin yerini tespit edebildiler.
Bu çalışmayı Çanakkale üzerinde de yapmak istiyorlar. İşte Manisalı birkaç idealistin yapmaya çalıştığı da bir kültür ve araştırma vakfı kurarak arkeolog Peter James ve Ege Üniversitesi işbirliğiyle ovada kuru sondaj metoduyla araştırma yapmak. Bu çalışmanın sonunda Kayıp Uygarlık Atlantis ile ilgili fikirlerimizin aydınlanacağını düşünüyoruz.
***************
Gediz Ovası’nda mı?
Atlantis; antik çağın önemli filozofu ve bilimadamı Platon’dan öğrendiğimiz kadarıyla bir dönem varolduğu sanılan ideal bir kıta, devlet, belki de şehirdi. Ne var ki bir felaket sonucu yok oldu. Kayboluşuyla efsaneye dönen bu kıtanın varlığı henüz kanıtlanamadı. Ancak hikayelerden yararlanarak antik şehirlerin gün ışığına çıkarıldığını biliyoruz. Çanakkale-Truva’da bu yöntemle bulunmamış mıydı? Bugün de, Peter James isminde bir arkeolog; Atlantis’in Manisa’da olduğu iddiasını ortaya attı. Ve bu çarpıcı iddia bilim dünyasını karıştırdı. İddiaların en büyük destekçisi de Manisalı idealistler oldu. Haydar Aksakal da bu idealist insanlardan birisi. Varını yoğunu bu işe harcadı, harcıyor da… James ile birlikte zaten karış kırış bildiği Gediz Ovası’nda Atlantis’i arıyor. Yazı dizimiz de bu arayışın hikayesini konu alıyor. Temennimiz Atlantis’in Manisa’da bulunması. Kimbilir, belki de İngiliz arkeoloğun araştırması, dünya ülkelerinin gözlerini Manisa üzerine çevirir.
Haydar Aksakal Kimdir?
Kendini Manisa’ya ve Manisalı’ya adamış esprili renkli kişiliğiyle tanınan Haydar Aksakal 1933 Manisa doğumlu. İzmir İktisadi ve İdari Bilimler Akademisi mezunu. 1953′te profesyonel dağcılık sporuna başlayan Aksakal, bugüne kadar Ağrı, Demirkazık, Kızıltepe, Bolkarlar, Antalya’daki Beydağları, Çıkıllı Dağları’na tırmandı. Manisa Tarzanı’yla birlikte Ağrı ve Adana’dan İzmir’ e kadar bütün Akdeniz bölgesini dolaştı. Manisalı arkadaşlarıyla birlikte Türkiye’nin ilk jimnastik kulübünü kurdu. 20 sene tenis oynadı, voleybol ve basketbol hakemliği yaptı. 1972 Akdeniz Olimpiyatları’nda Yeni Asır Gazetesi adına aletli jimnastik ve atıcılık branşlarını takip etti.
Manisa Dağcılar Kulübü, Türkiye çapında dağcılar yetiştiriyor. Aksakal, kulübün kendisi ve Tarzan’ın arkadaşları eski dağcılar olmaksızın yürüyüp yürümeyeceğini görmek için gençlere devretmiş. Genç dağcılar da branşlarında çok başarılı. Türkiye’deki tüm eğitim kamplarına katılan Manisalı dağcılar çalışmalarının karşılığını alıyorlar.
ODTÜ’de düzenlenen Atlantis konulu panelde, Türkiye’de ilk kez Ağrı’ya çıkan Manisa’lı dağcı Yıldız Değirmencioğlu’nun adını Cilo Dağları’nda bir buzula verilmiş. “Yıldız Buzulu” adını alan bu tepe; devletin resmi kayıtlarına geçmiş. Bu da Manisa’lı dağcıların daha pek çok şeyi başaracaklarının kanıtı sayılabilir.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Atlantis

Çocuk Kitapları yazarıyım
Fatih Sultan Mehmet i yazarken yolum buraya düştü
Atlantis ve Spil Dağı bağlantısı süper
Yeni bilgülerinizi benimle paylaşırsanız seviniriim
Nuran hanım merhaba,
Spil Dağı ve Kayıp Uygarlık ATLANTİS hakkında şuan için tüm bildiklerimiz burada yazılı olanlar kadardır. Daha fazla bilgi malesef elimizde yok. Fakat yukarıdaki yazıda okuyacağınız üzere Manisa’lı dağcılardan ve birkaç isimden bahsedilmiş. Eğer gerçekten bu konuda yazılmış bilgiler sizin için çok önemliyse kişileri bulup konuyu birde onlardan dinlemeliyiz. Belki bize daha detaylı bilgiler verebilirler. Aynı zamanda yazının yazılma tarihi eski olduğu için aradan geçen zaman içinde o kişileri tastamam bulmak biraz zor olabilir. Dediğimiz gibi eğer bilgiler önemli ise bu kişileri bulup daha fazla bilgi elde edebilirsiniz. Şuan için bizim bilgimiz ancak burada yazılı olanlarla sınırlıdır. Spil Dağı ile ilgili güncel tüm haberleri bu bloğumuzda bulabilirsiniz.
saygılarımızla
Yazınızı baştan okudum.
Gerçekten çok ilginç. Hani neden olmasın dedirtiıyor insana. Truva da böyle ortaya çıktığına göre olmaz, olmaz.
Öte yandan elimizden geleni de yapmalıyız derim.
İyi çalışmalar dilekleriyle.
Great sharing, it is very useful